BİR DEVLET ENKAZININ ANATOMİSİ: “FOTOROMAN” SÜLEYMAN VE HUKUKUN ÇÖKÜŞÜ

Devlet hafızası bazen unutur gibi yapar ama arşiv affetmez. Türkiye’nin son yedi yılına damgasını vuran, hukukun üstünlüğünü “mahkeme kararı arkadan gelsin” diyerek ezip geçen bir dönemin bilançosu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Türkiye’ye “Kayyum” kelimesini uygulamalı olarak öğreten , kendi deyimiyle “ömründe bir tek güvenlik makalesi okumamış” bir ismin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturduğu o uzun ve karanlık yıllardan bahsediyoruz.

Peki, Süleyman Soylu gerçekte kimdi ve bu ülkenin adalet sisteminde nasıl bir gedik açtı?

“Dönek” İddialarından, Fethullah Gülen Savunuculuğuna

Siyasete Doğru Yol Partisi’nde başlayan, Demokrat Parti’nin başına geçtiğinde AKP’ye ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı “yolsuzluklardan hesap soracağım” diyerek kükreyen bir siyasetçiydi Süleyman Soylu. Ancak rüzgar döndü. Kendisine yöneltilen “dönek” eleştirilerine kulak tıkayıp soluğu AKP’de aldı. 2010 yılındaki referandumda “Evet” bayrağını en önde taşırken; bugün “FETÖ” dediği Fethullah Gülen’i eleştiren CHP ve MHP’ye siper olan, Gülen ve cemaati hakkındaki eleştirilere “ipe sapa gelmez” diyerek karşı çıkan yine bizzat kendisiydi.

Hukuku Ayaklar Altına Alan Talimatlar

Çalışma Bakanlığı döneminde DİSK kongresinde “katil orada oturuyor” sloganlarıyla protesto edilen Soylu , 15 Temmuz’un ardından sürpriz bir şekilde İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturduğunda Türkiye başka bir evreye geçti.

Anayasa’nın ve yasaların İçişleri Bakanı’nın iki dudağı arasına sıkıştığı bir dönem başladı. Kolluk kuvvetlerine uyuşturucu satıcıları için açıkça “Gereğini yapsın ve ayaklarını kırsın” talimatı verdi. Muhtarlara, yıkım kararı olmayan binalar için “Sen geceyi yık, mahkeme kararı bizim arkamızdan gelsin” diyerek yargıyı nasıl bir teferruat olarak gördüğünü kanıtladı. 700. haftasına giren Cumartesi Anneleri’nin barışçıl nöbetini yasaklayarak, devletin şefkatini değil, demir yumruğunu sahaya sürdü.

Kayyum Rejimi ve “Ahmak” Kumpası

Onun dönemi, seçmen iradesinin gasp edildiği “Kayyum” dönemidir. Göreve gelir gelmez, haklarında kesinleşmiş yargı kararı bile olmayan 28 belediye başkanını (24’ü HDP’li) görevden alırken, devletin değil, tek bir kişinin talimatını uyguladığını yıllar sonra şu sözlerle itiraf edecekti: “Recep Tayyip Erdoğan verdi, ‘bunların hepsini görevden alacaksın’ dedi”.

Aynı hukuksuzluk sarmalı İstanbul’a da uzandı. Ekrem İmamoğlu ile girdiği polemikte, Avrupa Parlamentosu’na giden İBB Başkanı’na “ahmak” diyerek, bugün İmamoğlu’nun boynuna dolanmak istenen hapis cezası ve siyasi yasak davasının (Ahmak Davası) fitilini ateşledi. İBB’ye “terör teftişi” başlatıp ortalığı ayağa kaldırdığında, İmamoğlu’nun “Sen bakanlıksın, netleşmişse tut kulağından götür hapse at” resti havada asılı kaldı.

Kim Bu 10 Bin Dolar Alan Siyasetçi?

2021 yılı ise “Soylu efsanesinin” çatırdadığı yıl oldu. Organize suç örgütü lideri olmakla suçlanan Sedat Peker’in Türkiye’yi sarsan iddialarına karşı ekranlara çıkıp “Bir siyasetçi ayda 10 bin dolar alıyor” dedi. Ancak bir İçişleri Bakanı’nın asli görevi olan o ismi devlete, yargıya ve millete açıklamaktan köşe bucak kaçtı.

Suç işlemiş karanlık figürlerle, çetelerle çektirdiği fotoğraflar sosyal medyaya saçıldıkça muhalefet ona “Fotoroman Süleyman” adını taktı. Hukuku değil gücü, devleti değil şahsi sadakati öncelediği bu dönem, 2023 seçimlerinin ardından son buldu. Erdoğan’dan sonra Cumhurbaşkanı olacağı bile fısıldanan Soylu , koltuğunu yıldızının hiç barışmadığı Ali Yerlikaya’ya devretmek zorunda kaldı.

Geriye ne mi kaldı? Zedelenmiş kurumlar, siyasallaşmış bir bürokrasi ve “mahkeme kararı arkadan gelsin” diyen tehlikeli bir devlet aklı.

Türkiye bu enkazı temizlemeye çalışırken, hafıza her şeyi kaydetmeye devam ediyor.