Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, sıradan bir yasa değil, Türk siyasi tarihinin en yıkıcı oylamalarından biri yapıldı. Kurucu iradenin tecelligahı olan Meclis, kelimenin tam anlamıyla bir “düşman çıkarmasına” sahne oldu. Oylanan o çerçeve yasa teklifiyle; Türk egemenliğine kafa tutan bölücü unsurlara af kapısı aralanıyor, terörün meşrulaştırılmasının yasal zemini hazırlanıyor. İşin daha vahim tarafı ise, bu yıkım operasyonunun “barış” ve “açılım” gibi süslü ambalajlarla, adeta iki köy ötesinde hiçbir şey olmuyormuşçasına normalleştirilmesidir.
“Namus” Kavramının Çöküşü ve Özgürü Özel
Muhalefet cephesinde herkesin gözü kulağı CHP lideri Özgür Özel’deydi. Şaşırtmadı. Özel, bu yıkım yasasına “evet” oyu verdi ve komisyonda kaldırdıkları elleri, attıkları imzayı “namusları” olarak nitelendirdi.
Bir durup düşünelim. Sevr’i andıran, PKK’nın ve bebek katili, hain elebaşı Abdullah Öcalan’ın statü kazanmasına kapı aralayan bir tertibin altına imza atmak ne zamandan beri “namus” oldu? Türk milletinin namusu; 20 yaşındaki vatan evlatlarının canıyla, kanıyla toprağa düşerek savunduğu iradedir. Bu ülkenin çocuklarının kanı üzerinden yapılan hiçbir pazarlık, meclis köşelerinde “namus” kelimesiyle örtbas edilemez. 21 CHP’li vekilin sosyal medyadan utangaçça “hayır” diyeceğini açıklaması ise, bu devasa ihanet karşısında sadece tarihi bir not düşmekten ibarettir.
Mansur Yavaş Vakası ve Teslim Alınan Zihinler
İktidarı değiştirecek en güçlü alternatif, milyonların cumhurbaşkanı adayı olarak gördüğü Mansur Yavaş’ın düştüğü durum, psikolojik harbin ne kadar derinlere sızdığının en çıplak kanıtıdır.
Yavaş’ın dudaklarından dökülen “Kürt sorunu” ve “eşit yurttaşlık” kavramları masum kelimeler değildir. Bu dil, orijinini ve patentini PKK’dan, Öcalan’dan alan bir zihniyetin kodlarıdır. Sen kalkıp milyonların güvendiği bir lider olarak, bölücülüğün kelimelerini kendi sofrana koyarsan, o çorbaya zehri sen kendi elinle damlatmış olursun. Yavaş, bu söylemleriyle Türk milli bütünlüğünü yıkma operasyonunun bir aparatı, bir kullanışlı figürü haline gelmiştir. Cumhuriyeti, Türk’ün ve Kürt’ün ortak ve yegane çatısı olarak savunamayan hiçbir isim, bu saatten sonra çözümün adresi olamaz.
Referandum Masalları ve Sandık Tiyatrosu
Bir kısım sözde aydın ve siyasetçi ise “Halkın önüne sandık koyalım, referandum yapalım” diyerek bir başka kumpasın yolunu yapıyor. Anamıza, bacımıza, vatanımıza el uzatılıp uzatılmayacağını oylamaya mı sunacağız? Türk milli egemenliği, şehitlerle, gazilerle, kanla kurulmuştur; kimsenin sandık tiyatrosuna meze edilemez. Bu devleti referandumla kurmadık ki, referandumla teslim edelim.
Çözüm Sokakta Değil, Akılda ve Cephede
Toplumda haklı bir öfke seli var. İnsanlar çaresizlik içinde “Silahı alıp çıkalım mı?” diye soruyor. Ancak başıbozuk, maceraperest eylemler ve sokağı kışkırtan söylemler sadece düşmanın ekmeğine yağ sürer, bizi haklıyken haksız duruma düşürür.
Türk milletinin meşru müdafaa hakkı, gizli saklı işlerde değil; yasal, anayasal ve apaçık şeffaf bir teşkilatlanmadadır.
İYİ Parti ve Tarihi Sorumluluk
Geldiğimiz noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin iradesini yansıtma vasfını yitirmiş, adeta kuşatılmıştır. Bu karanlık tabloda, komisyonlardaki suç ortaklıklarına bulaşmamış görünen İYİ Parti ve Müsavat Dervişoğlu’nun omuzlarında tarihi bir yük vardır.
Dervişoğlu; amasız, fakatsız, isim isim çağrı yapmalıdır. Zafer Partisi’nden Ümit Özdağ’a, Bağımsız Türkiye Partisi’nden Hüseyin Baş’a; Cem Gürdeniz’den, Ahmet Yavuz’a, atatürkçü Düşünce Derneği’nden vatansever sendikalara kadar herkesi tek bir salona, “Cumhuriyet ve Türk Milleti” çatısı altında toplanmaya çağırmalıdır.
Bu çağrı, Türk milletinin önüne konulan en net turnusol kağıdı olacaktır. Geçmiş hesapları bırakıp bu milli cepheye gelmeyen, kendi bireysel siyasi ikbalini düşünen herkesi de tarih o kara sayfasına yazacaktır.
Biz bu toprakların namuslu çocuklarıyız. O meclis köşelerinde pazarlanan “namus” onların olsun, gerçek Türk namusu bizimle kalacak. Vatan, sahte kahramanlarla değil, bu feda kültürünü göğüsleyecek cesur iradelerle savunulur.

