YERLİ VE MİLLİ YALANININ ÇÖKÜŞÜ: EMPERYALİZME SECDE, HALKA TERS KELEPÇE!

Yıllardır meydanlarda “Dış güçler bizi kıskanıyor”, “Yerli ve milliyiz” diye nutuk atanların, söz konusu emperyalizmin ağabeyi Amerika olunca nasıl esas duruşa geçtiğini tüm Türkiye canlı yayında izledi. NATO zirvesi bahanesiyle memlekete gelen ABD Başkanı Donald Trump için sergilenen bu aşağılık kompleksinin, bu şatafatlı itaat gösterisinin Cumhuriyet tarihinde bir eşi benzeri daha yok.

ABD’nin 250. kuruluş yıldönümü şerefine, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü utanmadan Amerikan bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı. Yetmedi, ceplerimizdeki paranın eriyip bittiği bir dönemde NATO zirvesi anısına 5 liralık özel hatıra paraları basıldı. Sokaklar kapatıldı, yoksulluğun üzeri panolarla örtüldü ve perma yapılmış atlarla polisler sokaklara dizildi. Esenboğa Havalimanı dururken, milyarlarca lira harcanarak ankara’nın göbeğine Cumhurbaşkanı için özel yapıldığı iddia edilen o lüks havalimanına inen Trump’ı karşılamak için 100 araçlık devasa bir konvoy yola döküldü. İstihbarat devşirilmesin diye oteline özel klozetini bile taşıtan bir kibir abidesinin koluna girilip, samimiyet şovları eşliğinde “Merhaba asker” nidalarıyla askeri kıtalar selamlatıldı. Havada Amerikan bayrağı renkleriyle dumanlar salan jetler uçarken, aşağıda yeniçeriler dizilmişti.

Fakat asıl tokat, o şatafatlı salonlarda geldi. Türkiye’ye yaptırımlar uygulayan, mektuplarında “Aptal olma” diyen Trump, Rahip Brunson olayını sırıtarak anlatırken “Bir kere aradım, hemen serbest bıraktı” diyerek Saray yargısının bağımsız olmadığını, hukukun bir telefonla nasıl ayaklar altına alındığını tüm dünyanın yüzüne vurdu.

POLİSİN GÖĞSÜNDE NATO AMBLEMİ, YURTTAŞIN BİLEĞİNDE TERS KELEPÇE!

Saray’da Trump’a bu kırmızı halılar serilirken, sokaklarda ise onurunu savunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına devletin demir yumruğu iniyordu. Eylem yapabilirler ihtimaliyle, aralarında TEMA gönüllülerinin ve Mavi Marmara aktivistlerinin de bulunduğu 256 kişi önceden toplanıp hapse atıldı. İstiklal Caddesi’nde, Ankara’da, metrolarda “Kahrolsun emperyalizm” diyerek yürüyen, Filistin’de ve Gazze’de katledilen masumlar için ses çıkaran gençler; yerlerde sürüklendi, kafalarına basıldı ve ters kelepçelerle gözaltına alındı. Bu ülkenin evlatlarına bu zulmü reva gören polislerin üniformalarında, şanlı Türk bayrağının hemen yanında “NATO” amblemleri yapıştırılmıştı. Trump’a şirin görünmek için, kendi halkına işkence eden bir güruhla karşı karşıyayız.

SARAYDA RÜŞVET BORSASI, ADLİYEDE HUKUK CİNAYETLERİ

Sokakta bu zulüm yaşanırken, kapalı kapılar ardında milyon dolarlık çarklar dönüyor. Gazeteci Dinçer Gökçe’nin ortaya çıkardığı belgelere göre; Külliye’de eski başdanışmanın da aralarında bulunduğu 19 kişilik bir çete, sadece Saray’a giriş ve fotoğraf çektirmek için 170 bin dolar rüşvet alıyor. Rüşvet bununla kalsa iyi! Gazeteci Asuman Aranca’nın ifşasıyla öğreniyoruz ki; eski bir başsavcı vekili, milyarlık mal varlığına konulan tedbiri kaldırmak için 300 bin dolar rüşvet talebinde bulunuyor ve mesaj kayıtları dosyaya giriyor. Adalet, devleti yönetenlerin elinde alınıp satılan bir mala dönüşmüş durumda.

Sıra siyasi rakiplere ve muhaliflere gelince ise o çürük yargı kılıcını acımasızca sallıyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan davada 143 ayrı eylemden 2500 yıl hapis isteniyor ama savunma için sadece bir buçuk gün süre veriliyor. İmamoğlu’nun duruşmaya katılması bile keyfi olarak engelleniyor. Bu kepazeliği, bu yargısız infazı haber yapan BirGün gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan, gece yarısı 12’de evi basılarak, kanser hastası annesinin önünde gözaltına alınıyor ve sadece haber yaptığı için tutuklanmaya sevk ediliyor.

ÇÜKÜŞÜN ÖZETİ: KÖMÜRCÜ VEKİL VE CEZAEVİNDEKİ KÖYLÜ

Bu ülkenin getirildiği yerin en net özeti şudur: AKP Milletvekili Mehmet Eyüp Özgeçici, devlet kurumlarına 40 milyon liralık kömür ihalesi satıp ceplerini doldururken; Akbelen’de ağacını, toprağını ve suyunu bu holdinglere karşı savunan Esra Işık’a 2 yıl 1 ay hapis cezası veriliyor.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in müfredattan “Kurtuluş Savaşı” ismini utanmadan çıkarıp “Neyden kurtuluyoruz?” dediği bir Türkiye’de , ülkenin bağımsızlığı çoktan o 800 milyon dolarlık Katar uçaklarında satılığa çıkarılmıştır. “Yerli ve milli” masalı bitmiştir; geriye kalan sadece emperyalizmin kapısında bekleyenler ve bu onursuzluğa itiraz ettiği için hapislerde çürütülenlerdir.