SARAYDA ÇAKARLI DOLANDIRICILIK, NATO’DA RÜŞVET VE ÜNİFORMASI SÖKÜLEN BİR TEĞMENİN DİRENİŞİ

Türkiye’de yargı, siyaset ve bürokrasi üçgeninde dönen çarkların ne kadar çürüdüğünü görmek için savcılık iddianamelerine ve yerel itiraflara bakmak yeterli. Bir yanda “emperyalizme karşıyız” deyip kapalı kapılar ardında ABD ile nikah tazeleyenler, diğer yanda 6 Şubat depremlerinin acısı üzerinden Saray’ın odalarında milyonluk vurgun yapanlar… Hukukun ve ahlakın nasıl rafa kaldırıldığının resmini, bizzat devletin belgelerinden okuyalım.

Filistin Edebiyatı ve Gizlenen “Trump Sevdası”

Yıllardır meydanlarda Batı’ya ve NATO’ya esip gürleyen, onları “içimizdeki darbecileri desteklemekle” suçlayan iktidar, 7 Temmuz 2026’daki NATO zirvesinde adeta Batı sistemiyle bir “nikah tazeleme” toplantısı yaptı. 10 yıllık sözde anti-emperyalist duruş, yerini derin bir “Trump sevdasına” bıraktı.

Neden mi? Çünkü Trump; Gezi, insan hakları veya demokrasi gibi kriterleri umursamıyor, “İçeride ne yaparsan yap, benim için önemi yok” diyerek otoriter bir ilişki modeline alan açıyor. Sokaklarda kahvecileri basıp, Filistin için içecekleri yerlere dökenler; o katliamların silahını veren Amerikan başkanını başkentte kırmızı halılarla karşılıyor. “Sopa ve mendil” politikası tam da budur: İçeride vatandaşa sopa, dışarıda emperyalizme ipek mendil.

Çakarlı Araçlarla Saray’ın İçinde Vurgun!

Kokuşmuşluk sadece diplomaside değil, devletin en tepe noktalarının koridorlarında da belgelendi. İstanbul ve Ankara başsavcılıklarının hazırladığı iki ayrı iddianame, 6 Şubat depremlerini sömüren bir dolandırıcılık şebekesini deşifre etti. Bu şebeke, iş insanlarını “deprem konutları ihalesi vereceğiz” diyerek dolandırırken, görüşmeleri nerede yaptı dersiniz? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ve bizzat Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın içindeki odalarda!.

Avukat Semra Ilık’ın itiraflarına ve iddianameye göre; dolandırıcıları Saray’a sokmak için 2006-2023 yılları arasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı yapan ve eski AKP Ordu Milletvekili olan İhsan Şener ile 170 bin dolar (dönemin parasıyla yaklaşık 2,5 milyon lira) karşılığında anlaşıldı. Şener’in çakarlı aracı, dolandırıcılarla kurbanlarını alıp VIP girişinden Saray’a soktu. Üstelik dolandırıcılar, daha önce de bir başka başdanışman olan Mehmet Akarca’nın danışmanının odasını kullandıklarını rahatlıkla ifade ediyorlardı. Milyonluk vurgun iddialarının odağındaki eski başdanışman ise bugün tutuksuz yargılanıyor.

300 Bin Dolarlık Rüşvet Belgesi Var, İhracı Yok!

Adaletin terazisindeki çürüme sadece Saray’la sınırlı değil. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı suikast iddianamesinde, dönemin Ankara Başsavcı Vekili Ahmet Yıkılmaz hakkında dehşet verici bir iddia yer aldı. Yıkılmaz’ın, Çağrı Silahtaroğlu adlı şahsın devasa mal varlığı üzerindeki tedbiri kaldırmak için 300 bin dolar rüşvet aldığı iddia ediliyor. 4 ay içinde o tedbir gerçekten kaldırıldı! Savcılık bu iddiayı HSK’ya bildirmesine rağmen, başsavcı vekili meslekten ihraç edilmek yerine Erzurum’a, ardından da Sincan’a savcı olarak atandı. Rüşvet iddiası devletin resmi belgesinde duruyor ama savcı hala görevde.

“Cebime Atmıyorum” Diyen AKP’li Başkanın İrtikap İtirafı

Muhalif belediye başkanları en ufak bir iddiada sabah operasyonlarıyla hapse atılırken, yandaş cephede suç itirafları kameralar önünde yapılıyor. AKP’li Ordu Ünye Belediye Başkanı Hüseyin Tavlı’nın, müteahhitlerden inşaat ruhsatı karşılığında 5 ile 25 milyon lira arasında para istediği iddia edildi. Tavlı, yerel basına çıkıp bu paraları aldığını açıkça kabul etti ve “Ben bu parayı kendi cebime atmıyorum ki, belediyenin kasasına koyuyoruz” diyerek kendini savundu. Hukukta zorla veya iş yapma karşılığı para talep etmenin adının “irtikap” ve “rüşvet” olduğu açıkken, ortada ne bir savcı var ne de bir operasyon.

Üniforması Sökülen Teğmenin NATO’daki Tokadı

Bütün bu yozlaşmanın ortasında içimizi ferahlatan, “bu topraklarda hala onurlu insanlar var” dedirten bir direniş hikayesi de var. Hatırlayın; mezuniyet töreninde kılıç çatıp “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dedikleri için, Atatürk sevgileri yüzünden ordudan ihraç edilen teğmenleri….

İşte o teğmenlerden biri, İzzet Talip Akarsu, sivil hayata geçip yüksek lisans yapmaya başladı. 7 Temmuz 2026’daki NATO zirvesinde, Türk Atlantik Konseyi’nin düzenlediği toplantıya akredite olmayı başardı. Toplantıda bir AB diplomatı Türkiye’yi insan hakları üzerinden eleştirirken, üniforması haksızca sökülen o teğmen ayağa kalktı. Boyun eğmek yerine diplomata şu tarihi soruyu sordu: “İnsan hakları ve demokrasi diyorsunuz, peki Gazze’de katliam yapan İsrail’le kurduğunuz ilişkilerde aynı kriterleri uyguluyor musunuz?”.

Diplomatları kekeme bırakan bu çıkış, bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: Siz bir teğmenin rütbesini sökebilirsiniz, onu yemininden dolayı ordudan atabilirsiniz ama onun beynindeki yurtseverliği, Atatürk bilincini ve emperyalizme karşı dik duruşunu asla sökemezsiniz!.

Devletin odalarında rüşvet çarkı çevirenlerle, ülkesinin onurunu sivil kıyafetiyle NATO salonlarında savunanların mücadelesidir bu. Ve tarih, çakarlı araçlarla Saray’da dolandırıcılık yapanları değil, boyun eğmeyen teğmenleri yazacaktır.