BİR REHİNE POLİTİKASI: “SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ” ÇIKIŞININ KESİLEN BİLETİ

Siyaset, bazen tek bir cümlenin ardında yatan devasa bir hesaplaşmadır. Türkiye’nin son on yılına damga vuran siyasi krizlerin, rafa kalkan süreçlerin ve bitmek bilmeyen yargı tiyatrolarının merkezinde bir isim var: Selahattin Demirtaş. Kendisini “Kürt Zazası” olarak tanımlayan ve siyasete İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nde adım atan Demirtaş , bugün Türkiye tarihinin ilk ve tek tutuklu cumhurbaşkanı adayı olarak Edirne’de bir hücrede.

Peki, muktedirlerin uykusunu kaçıran, adına meydanlarda idam sloganları attıran bu tablo nasıl örüldü?

Müzakere Masasından Hedef Tahtasına

Geçmişi hatırlamakta fayda var. Çözüm Süreci’nde, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu hükümetin onayıyla PKK ile yürütülen müzakerelerde etkin görev alan, devlet yetkililerinin nezaretinde İmralı’ya, ardından Kandil’e giden bizzat Demirtaş’tı. O dönem iktidar nezdinde makbuldü. Hatta 2013’teki Gezi olayları patlak verdiğinde, direnişin demokratik taleplerini sahiplense de, bunun “hükümeti devirecek darbeye doğru götürecek bir halk hareketi” haline dönüştürülmesine şiddetle karşı çıkarak muhalefetin tepkisini bile çekmişti.

Ancak rüzgar döndü. 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı %10’a yakın oyla partisinin barajı aşma hedefini somutlaştırdığında ipler gerilmeye başladı. İşin ilginci, Demirtaş’ın bu süreçte giderek popülerleşmesi sadece iktidarı değil, bizzat Abdullah Öcalan’ı da rahatsız etmişti.

Fakat Saray için asıl kırılma noktası, o meşhur kürsü konuşmasıydı: “Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça, HDP’liler bu topraklarda nefes aldığı müddetçe sen başkan olamayacaksın.”. Bu cümle, sadece bir siyasi itiraz değil, aynı zamanda Demirtaş’ın kendi cezaevi biletini kestiği andı.

Kanlı Bir Yaz ve Hukukun Çöküşü

7 Haziran 2015, iktidar için bir travmadır. HDP barajı rahatça geçip 80 milletvekili çıkarırken, AKP ilk kez tek başına iktidarı kaybetti. Seçimin hemen ertesi günü, müzakerelerin kilit ismi Yalçın Akdoğan çıkıp “HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar” diyerek devletin rotasının değiştiğini ilan etti.

Sonrası karanlık. Suruç’ta 33, Ankara Garı’nda 103 canın IŞİD tarafından katledildiği , Ceylanpınar’da iki polis memurunun öldürüldüğü kanlı bir döneme girildi. Çözüm süreci rafa kalktı ve yenilenen Kasım seçimleriyle AKP tek başına iktidarı yeniden elde etti.

Geriye, enkaz ve hesaplaşma kalmıştı. 2016 yılının Mayıs ayında, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” şeklindeki tarihi siyasi ikrarıyla Demirtaş’ın ve 138 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı. 4 Kasım 2016’da ise beklenen operasyon geldi; Kobani olayları gerekçe gösterilerek 142 yıla kadar hapis istemiyle tutuklandı ve Edirne’ye gönderildi. Olaylarda Yasin Börü’nün de aralarında olduğu 46 kişinin hayatını kaybettiği faturanın tüm siyasi ve cezai ağırlığı tek bir kişiye yıkılmak istendi.

“Karşı Hamlemizi Yaparız, İşi Bitiririz” Hukuku

Dosya o kadar siyasidir ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Demirtaş’ın siyasi bir tutuklu olduğuna hükmederek haklarının ihlal edildiğini belirtti ve derhal tahliyesini istedi. Ancak Erdoğan’ın buna cevabı netti: “AİHM’in verdiği kararlar bizi bağlamaz… Biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz”.

Nitekim “işi bitirdiler”. AİHM kararından sadece iki hafta sonra, Demirtaş’ın daha önce aldığı “cumhurbaşkanına hakaret” cezası onandı ve hapiste kalması için yeni bir gerekçe yaratıldı. 2019’da avukatları bu cezayı mahsup ettirip ana davadan tahliyesini sağladığında ise, AİHM Büyük Daire duruşmasının ertesi günü apar topar yeni bir Kobani soruşturması açılarak Demirtaş bir kez daha tutuklandı. Tam bir hukuki trajikomedi.

Bir Çay Makinesi ve Saray’ın Acziyeti

O, hücresinde arama yapıldığında “odamda bir tek çay için kettle var” diyecek kadar absürt bir tecritin içindeyken bile siyasi hamlelerine devam etti. 2019 yerel seçimlerinde İmralı’dan Kürt seçmene gelen “Tarafsız kalın” mektubuna rağmen, seçmen Demirtaş’ı dinledi ve Ekrem İmamoğlu’nun seçimi büyük bir farkla kazanmasında kilit rol oynadı. 2023 seçimlerinde yine aktif olarak Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verdi ancak seçimi Erdoğan kazandığında Külliye’den “Selo’ya idam” sloganları yükseliyordu.

Demirtaş’ın bu ilkel manzaraya cevabı ise kendi siyasi pozisyonunun özetiydi: “Hücre arkadaşım Selçuk Mızraklı ile birlikte o tabloya güldük ve o güruha acıdık. Liderleriyle birlikte Saray’ın bahçesinde Orta Çağ görüntüsü veren bir acziyete acımak dışında yapacak bir şey yok.”.

Bugün, partisinin tavsiyelerini dinlememesini gerekçe göstererek aktif politikayı bırakmış olsa da, Demirtaş mücadelesini sürdüreceğinin altını çiziyor. Onun hikayesi sadece bir siyasetçinin cezaevi günlüğü değil; Türkiye’de “Seni başkan yaptırmayacağız” demenin bedeli ve hukukun nasıl bir siyasi sopaya dönüştürüldüğünün en acımasız kanıtıdır.