Küresel hegemonyanın el değiştirdiği, sıcak çatışmaların sınırları yeniden çizdiği bir dönemden geçiyoruz. Dünya, Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana en keskin kutuplaşmalara sahne olurken; Türkiye jeopolitik strateji eksenini hamasetle değil, yalnızca rasyonel akılla yönetilebilecek bir ateş çemberinin tam ortasında kurmak zorundadır.
İç siyasetteki günübirlik çekişmeler ve sabun köpüğü tartışmalar, devletin asıl odaklanması gereken beka sorunlarını perdeliyor. Kurumların yıpranması, liyakat zincirinin kırılması ve sığınmacı krizinin demografik bir tehdide dönüşmesi; Cumhuriyetin kurucu kodlarına dönülmesini bir tercih değil, zorunluluk kılıyor.
Muhalif Ahval olarak altını çiziyoruz: Duygusal dış politika ve vizyonsuz iç siyasetin bedeli, önümüzdeki on yılda ağır olacaktır. Devlet aklı; tarihi gerçeklerle, jeopolitik zorunlulukları aynı potada eritmek zorundadır.

