ÜLKENİN FİŞİNİ ÇEKTİLER: TÜRKİYE SESSİZ SESSİZ YOK OLUYOR!

Sokaklarda hamaset satanlar, kürsülerden “en az üç çocuk” diye parmak sallayanlar duymak istemese de tablo net: Türkiye ölüyor. Üstelik savaşla, topla, tüfekle değil; iktidarın bizzat kendi elleriyle yarattığı ekonomik ve sosyal buhranla yok oluyor.

2025 verilerine göre Türkiye’nin doğurganlık oranı 1.42’ye çakılmış durumda. Tam 11 yıldır istikrarlı bir şekilde eriyen bu oranla, nüfusun kendini yenileme sınırı olan 2.1’in fersah fersah altındayız. Dahası var; 2015’ten bugüne Avrupa’da doğurganlık oranı en hızlı düşen ikinci ülkeyiz. Birinci kim biliyor musunuz? Yıllardır tepesine bomba yağan, milyonlarca vatandaşı göç yollarına düşmüş Ukrayna. Onlar aktif bir işgalle erirken, bizim doğurganlık oranımız Hollanda, Fransa ve İsveç gibi gelişmiş ülkelerin bile gerisine düştü.

EKONOMİK BUHRAN VE “İSTENMEYEN” ÇOCUKLAR

İktidar aile kurumunu dillerinden düşürmezken, aslında uyguladıkları politikalarla bu kurumun altına dinamit yerleştirdi. Toplumdaki kutuplaşma, adalete olan güvensizlik ve ardı arkası kesilmeyen siyasi gerilimler zaten yeterince umutsuzluk yaratmıştı. Fakat bu demografik çöküşün asıl tetikleyicisi, doğrudan mutfağa ve cüzdana inen iktisadi bunalım oldu.

Merkez Bankası verileri ortada; yeni kiracı endeksine göre her yıl kiralar %40 fırlarken, Türkiye OECD ülkeleri arasında ev ve kira fiyatlarının en çok arttığı ülke konumunda. İnsanlar barınamazken çocuk mu yapacak? Gıda enflasyonunda OECD rekoru kırmışız. Çalışma Bakanlığı’nın kendi raporları dahi asgari ücretin enflasyon karşısında reel olarak eridiğini itiraf ediyor. Büyükşehirlerde kreş masrafları aylık 20-30 bin liralara fırlamışken , hem kadının hem erkeğin çalışmak zorunda olduğu bir düzende aileler ikinci veya üçüncü çocuktan tamamen vazgeçiyor. Toplum direne direne ancak ilk çocuğu yapabiliyor.

“LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜTMEYE ÇALIŞANLAR”

Peki koca bir ülke göz göre göre “1.3 tuzağına” yani geri döndürülemez bir demografik felakete sürüklenirken devlet ne yapıyor? Tam bir hiç.

OECD verilerine göre, aileye yapılan yardımların gayri safi yurt içi hasılaya oranında Türkiye, %0.5 ile sonuncu sırada. Yeni evlenenlere “müjde” diye sunulan krediler, ağır şartlara bağlanmış, sadaka niyetine dağıtılan borçlandırmalardan ibaret. Başka ülkeler doğrudan yüz binlerce liralık nakdi hibeler sağlarken, bizim yöneticilerimiz sadece konuşuyor. Devletin özellikle 0-3 yaş çocuk bakım hizmetleri, kreş destekleri tamamen çökmüş durumda. Bütün yük, kariyeri ile anneliği arasına sıkıştırılmış kadınların sırtında.

70 YAŞ ÜSTÜNÜN TAHAKKÜMÜNE ÇEKİLEN SESSİZ REST

Bu demografik çöküş, basit bir istatistik değil. Bu, ülkenin siyasetine, ekonomisine ve tüm kaynaklarına çökmüş, mutlak bir iktidar kurmuş 60-70 yaş üstü azınlığa karşı, genç kuşağın verdiği en net, en sarsıcı “sessiz cevaptır”. Liyakatten dışlanmış, varlık edinemeyen, ev almayı geçtik kirasını ödeyemeyen bu kuşak, sizin düzeninize çocuk getirmeyi reddediyor. İktidarın baskıyla dindarlaşmasını istediği toplum, kendi iradesiyle tam tersi bir yola giriyor.

Eserinizle gurur duyun. Kurumları çökerttiniz, sağlık harcamalarını trilyon liralara patlattınız , SGK’yı batma noktasına getirdiniz. Her emekliye sadece 1.58 çalışanın düştüğü bir enkaz yarattınız. Siz lüks hayatlarınıza devam ederken, Türkiye sınırlarından mermi girmeden, sadece beceriksiz ve kibirli politikalarınız yüzünden sessizce yok oluyor.