Gözlerimizin içine baka baka devleti tasfiye ediyorlar. Hem de öyle gizli saklı, gece yarısı operasyonlarıyla değil; allayıp pulladıkları, adına “Milli Dayanışma” dedikleri bir kanun teklifiyle TBMM çatısı altında yapıyorlar bunu. Önümüze konulan bu metin bir barış, bir çözüm veya bir kardeşlik projesi değildir. Bu metin, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kolonlarını kesme, yargıyı lağvetme ve devleti kapalı kapılar ardında pazarlık masasına sürme belgesidir.
Eğer bu kanun yasalaşırsa, o çok övündüğümüz “Hukuk Devleti” tabelasını söküp yerine “Çadır Devleti” yazmamız gerekecek. Neden mi? Madde madde, bu ihanet belgesinin satır aralarına girelim.
Cübbesi Yırtılan Yargı ve “MGK” Noterliği
Anayasa der ki; yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Ancak bu teklifin 1. ve 3. maddeleri, Türk yargısının fişini çekiyor. Binlerce klasörlük iddianameler, yıllarca süren mahkemeler, Yargıtay’ın verdiği onama kararları… Hepsi, Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) bir gecede vereceği bir karara ve Resmî Gazete’de yayımlanacak bir ilana bağlanıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Siyasi bir organ olan yürütme, bağımsız yargıya “Ben anlaştım, sen artık dosyaları kapat” diyecek. 15 yıla kadar cezası olanlar 5 yıl, müebbetlikler 10 yıl “ertelenecek”. Mahkemeler, yürütmenin aldığı kararları onaylayan aciz birer noter makamına dönüştürülüyor. Bir devlette mahkemeler, siyasetin arka bahçesinde kurulan pazarlık masasının bulaşıkçısı yapılıyorsa, orada cumhuriyetten söz edilemez!
Cinayet İşleme ve Soygun Yapma Ehliyeti: 10. Madde
Gelelim bu karanlık teklifin en dehşet verici yerine. 10. maddenin 2. fıkrasını okuyunca insanın kanı donuyor:
“Bu kanun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.”
Bu cümleyi iyi okuyun. Bu bir kanun maddesi değil; bu bir “suç işleme imtiyazı”, bir “dokunulmazlık zırhı”dır. Yakın tarihimiz, devlete sızan, devletin yetkisini kullanıp kanunların dışına çıkan karanlık yapıların, “paralel” çetelerin yarattığı yıkımlarla doluyken, şimdi kendi elleriyle yeni bir dokunulmazlar sınıfı yaratıyorlar.
Bu yasaya dayanarak oluşturulacak kurullarda veya komisyonlarda görev alan bir bürokrat, bir memur veya bir siyasetçi; rüşvet de alsa, ihaleye fesat da karıştırsa, görevi kötüye kullanıp anayasal suç da işlese yargılanamayacak! Savcı çağıramayacak, hâkim karşısına çıkartamayacak. Birilerine açıkça “Devletin tapusunu sana veriyorum, ne yaparsan yap hesap sorulmayacak” deniyor. Susurlukları, cemaat kumpaslarını, derin devlet çetelerini aratacak yasal bir mafya düzeni inşa ediliyor.
Siyasetin Yargıya Talimatı: “O Yasakları Kaldıracaksın!”
Bitti mi? Hayır. Devleti yok etme hırsı hız kesmiyor. 7. maddenin 4. fıkrasıyla, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve bakanlardan oluşan siyasi “Kurul”, adeta bir Yüksek Mahkeme gibi konumlandırılıyor. Bu Kurul, mahkemelerden veya infaz hakimliklerinden hükümlülerin “hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını” talep edebilecek.
Yani siyaset, hâkime açıkça emir vererek “Benim anlaştığım bu şahsın siyasi yasağını kaldır, medeni kısıtlamalarını bitir, onu siyasete sokacağım” diyecek. Yargının, yasamayı ve yürütmeyi dengelemesi gereken sistemde; yürütme yargının boğazına çöküyor. Hukukun üstünlüğü yerini “kurulların diktatörlüğüne” bırakıyor.
Egemenlik Pazarda Satılık Mı?
7. ve 8. maddelerde geçen, Kurul’un örgüt nezdinde “alt komisyonlar” görevlendirmesi ve silah tesliminin usullerini tartışması demek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, yasadışı silahlı bir yapıyla hukuken ve fiilen eşit muhatap kabul etmek demektir.
Bir devletin en temel özelliği “şiddet kullanma tekeli”ne sahip olmasıdır. Eğer devlet, dağdaki silahın nasıl ineceğini mevcut yasalarıyla ve bağımsız mahkemeleriyle (TCK 221 gibi) değil de, “Erteleme, af, hak yoksunluğunu giderme” gibi tavizlerle, masada anayasa satarak yapıyorsa, bu bir çözüm değil, bir teslimiyet belgesidir.
Dürüst Vatandaşa Atılan En Büyük Tokat
Bu ülkede asgari ücretle evini geçindirmeye çalışan, sabahın köründe işe giden, vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen, kırmızı ışıkta geçen yayaya bile korna çalmayan milyonlarca namuslu vatandaş var. Bu kanun, o namuslu vatandaşa atılan en büyük tokattır.
Bir tarafta tweet attığı, haber yaptığı, iktidarı eleştirdiği için şafak baskınlarıyla evinden alınıp zindanlara atılan gazeteciler, öğrenciler, vatandaşlar var… Diğer tarafta ise devlete kurşun sıkanlara, terör estirenlere “Yeter ki anlaşalım, seni 10 yıl ertelerim, sicilini temizlerim, üstüne bunu yapan memurlara da dokunulmazlık veririm” diyen bir sistem var.
Adaletin terazisini kasten bozanlar, o terazinin bir gün kendi başlarına yıkılacağını unutmasınlar. Bu kanun teklifi, Türkiye’nin üniter yapısına, Cumhuriyet’in temellerine ve hukukun namusuna yerleştirilmiş saatli bir bombadır. O bomba patlarsa, altında ne iktidar kalır, ne de bu ucube metni yazanlar. Sadece enkaz kalır!

