Türkiye’nin yakın tarihi, ihanetlerin ve devletin kılcal damarlarına sızan yapıların kanlı bilançosuyla doludur. 15 Temmuz’da devleti bir ur gibi saran o yapı güya temizlenirken, boşalan koltuklara “tövbe” ritüelleri eşliğinde yeni bir tarikat yerleşti. Adı Menzil. Bu öyle sadece sakal, cübbe, tespih ve zikir meselesi değil. Karşımızda milyarlarca lirayı yöneten, ihalelere giren, bakanlıkları parselleyen ve vergisiz büyüyen devasa bir holding duruyor.
Darbenin Koruduğu, Siyasetin Büyüttüğü Bir Köy
Hikayenin kökleri, 1971’de Adıyaman’ın Kahta ilçesindeki Durak köyünün zamanın parasıyla 500 bin liraya satın alınmasına uzanıyor. Sözde Şeyh Abdülhakim Erol, köyün adını değiştirip “Menzil” yaptı. Ancak bu yapı asıl sıçramasını 12 Eylül 1980 darbesinde yaşadı. O karanlık dönemde binlerce genç işkence tezgahlarından geçirilirken, askerler Menzil’e gidenlere kimlik bile sormuyor, “buyurun geçin” diyordu. Tarikatın lider kadrosu daha sonra askeri yetkililerle kurduğu özel ilişkiler sayesinde rahatladı ve Ankara’nın merkezine, Çankaya’ya kadar taşınarak devletin kalbine ilk adımını attı.
Bugün o derme çatma köy; kendi otogarı, çift şeritli yolları, marketleri ve misafirleri için 41 bloktan oluşan hamamlı, saunalı, aquaparklı lüks “Buhara Evleri” ile devletin giremediği özerk bir cumhuriyete dönüşmüş durumda.
Bürokrasinin İşgali: “Sağlık ve Enerji Bizim Evimizde Büyüdü”
“Devlete nasıl sızdılar?” sorusunun yanıtı, bizzat tarikatın tepe isimlerinin itiraflarında gizli. Tarikatın liderlerinden Fevzettin Erol, AKP iktidarının en kilit iki ismi; Eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Eski Enerji Bakanı Taner Yıldız için açıkça “bizim evimizde büyüdüler” diyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu isimler bakanlık koltuklarına oturunca, müsteşarlarından daire başkanlarına kadar tüm kadrolar tarikat referanslarıyla doldu. Menzil sözde şeyhinin veya vekilinin onayı olmadan bakanlığa bir garson dahi alınamayan bir sistem kuruldu. Hatta bugünün İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bile, 2004 yılında hiçbir tecrübesi yokken Sağlık Bakanlığı’nda Personel Genel Müdürlüğüne atanarak tüm atamaların kilit ismi haline getirilmişti.
Pandemi döneminde can derdine düştüğümüz o karanlık günleri hatırlayın. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, 2020 ve 2021 yıllarında koca şehirdeki Covid-19 testlerini yapmak üzere pazarlık usulüyle (21/b) Menzil’in şirketini seçti. Açık ihale bile yapılmadan ihaleye davet edilen tarikat şirketi, milyonlarca vatandaşın testlerini yaptı ve akıl almaz paralar kazandı.
Deprem Enkazında Kızılay-Menzil Ortaklığı
Gelelim arsızlığın arşa çıktığı 6 Şubat depremine. Enkaz altında can çekişen insanlarımız varken, çadır ve erzak ulaştırması gereken Kızılay, rotayı Menzil cemaatinin amiral gemisi Nakış Gıda’ya çevirdi. Ortalık yangın yeriyken milyonlarca liralık alım yapıldı, Kızılay’ın afet depoları ağzına kadar Menzil’in Nakış Gıda kolileriyle dolduruldu. Bu şirket Menzil’e ait olduğunu gizlemiyor; sosyal medyalarında boy boy tarikat mensuplarının fotoğrafları var.
Kızılay’ın eski başkanı Ahmet Lütfi Akar’ın itiraflarına göre kurum, Erdoğan’ın onayıyla önce FETÖ’cülerin eline geçmiş, ardından onlar tasfiye edilince de doğrudan Menzil’e teslim edilmişti. Çadır tüccarı Kerem Kınık ve Sağlık Bakanlığında doğrudan Recep Akdağ’ın kanatları altında yükselmiş Fatma Meriç Yılmaz gibi isimlerle Kızılay, bir tarikatın arka bahçesi yapıldı. O usulsüzlükleri haber yapan İsmail Arı ise hiçbir yalanlama olmamasına rağmen kurum tarafından dava edildi.
Kışla Yapan İnşaatçılar ve Vergisiz Toplanan Milyonlar
Bu yapı sadece bürokraside değil, ticarette de bir canavara dönüşmüş durumda. Askeriyenin kışlalarını, belediye binalarını ve kamu hastanelerini Dehlevi İnşaat isimli kendi şirketleri eliyle inşa ediyorlar. Sağlık turizmi pastasını kapan ve devlet sistemine entegre olan devasa Emsey Hastanesi de yine bu cemaatin.
Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde tarikatın Beşir Derneği’ne “izinsiz para toplama” gibi çok özel bir hak verildi. Vergiden muaflar, diledikleri gibi kayıt dışı para toplayabiliyorlar. Sadece Beşir Derneği 2022 yılında 250 milyon lira gelir beyan etti. Tarikatın asıl kalbi olan Semerkant Vakfı’nın gelirleri ise bunun 3-4 katı olmasına rağmen sır gibi saklanıyor. Danimarka’dan Hollanda’ya kadar Avrupa’da dergahlar kurup, döviz kuru farkıyla devasa bir serveti Türkiye’ye akıtıyorlar. İstanbul Valiliği’nin hemen yanında pırlanta satan kuyumcularından tutun da, banyo malzemesi üreten fabrikalarına kadar her yerdeler.
Şırıngalı Suikast ve Yargı Sopası
Bu güce itiraz edene ne oluyor? Geçmişe, 1991 yılına gidelim. Adıyaman’daki bir arazi anlaşmazlığı yüzünden tarikat liderine şırıngalı bir saldırı düzenlenmişti. Soruşturma sırasında yaşananlar, devletin nasıl çürütüldüğünün belgesiydi. Hakimler ve savcılar, resmi sıfatlarını ayaklar altına alarak tarikatın sözde şeyhinin karşısında el pençe divan durdu, tanıkları yönlendirdi. Emniyetin soruşturma yapmasını engelleyip polisleri fişlediler. Hedef, köydeki 1500 dönüm arazisini satmak istemeyen Çelik ailesini sindirmekti. Nitekim başardılar; aile fiziki saldırılara uğrayıp köyden sürüldü ve tarlalar tarikata kaldı. Yargı o gün kimin müridiyse, bugün de iktidarın gölgesinde aynı güce biat ediyor.
Milyarlık Miras Kavgası ve Çöken İllüzyon
Şimdi ise o muazzam illüzyon içeriden çöküyor. Cemaatin sözde şeyhi (!) Abdülbaki Erol’un Temmuz 2023’te Emsey Hastanesi’nde ölümünün ardından, devasa holdingin yönetimi için kardeşler birbirine girdi. Muhammed Saki, Muhammed Fettah ve Muhammed Mübarek isimli kardeşler dergahları, hastaneleri ve parayı paylaşamıyor. Her biri kendi vakfını kurup ayrı ayrı “tövbe” seansları düzenliyor. Bu rant kavgası o kadar çirkinleşti ki, kardeşler birbirlerini dolandırıcılıkla suçlamaya başladı. İstanbul’da 70 yaşındaki yaşlı bir kadına “zaten yakında öleceksin” diyerek elindeki iki dairesine el koyduklarını, kadını beş parasız sokağa attıklarını gösteren mahkeme evraklarını bizzat kendileri ifşa ettiler.
Çıkarılmayan Dersler
Tüm bunlar yaşanırken, iktidar izlemekle kalmıyor, ön açıyor. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 15 Temmuz sonrası hazırladığı raporda açık bir uyarı vardı: “Menzil grubunun bürokraside teşkilatlandığı… Şahısların putlaştırıldığı, tek tip okumaların yapıldığı her kurum ve cemaat FETÖ olmaya müsaittir”.
Ancak 15 Temmuz’dan zerre ders çıkarılmadı, sadece holdingin tabelası değişti. Biz gazeteciler mahkeme koridorlarında “neden yazdın” diye yargılanırken; bu şirketleşmiş tarikatlar ihalelerle semirmeye, devletin kalbini işgal etmeye ve insanların temiz inançlarını milyarlarca liralık bir sömürü çarkında öğütmeye devam ediyor. Dün “Ne istediler de vermedik” diyenler, bugün “Tövbeleri” aynı karanlık ellere teslim ediyor. Bedelini yine bu halk ödeyecek!

