Türk siyaset tarihi, iktidarın yargı sopasını kullanarak bir ana muhalefet partisini dizayn etme çabasına ve buna karşı meclis kapılarında verilen direnişe sahne oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Meclis Grubu’nda kürsüye çıkıp şov yapma girişimi, Özgür Özel’in “atanmış bir genel başkanı konuşturmayacağı” restiyle duvara tosladı. Sokağa bile çıkamayanların mahkeme koridorlarında aradığı meşruiyet, milletin vekillerinin iradesi karşısında tuzla buz oldu.
Mutlak İttifak ve “Zombi Zübükler”
Bu sabah Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dikmen Kapısı’nda yürekleri ağza getiren, adeta ülkenin kaderinin oylandığı bir gerilim vardı. Açıkça konuşalım: Ortada basit bir CHP içi koltuk kavgası yok; ortada, 31 Mart’ta birinci parti konumuna yükselen ve iktidar yürüyüşüne geçen CHP’yi içeriden bölmek için Saray tarafından kurgulanmış devasa bir operasyon var. İşlevsiz kılınan ve topu taca atan Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) yerini alan bir bölge idare mahkemesi, koskoca bir partiyi fiilen kapatıp koltuğu sokağa bile çıkamayacak kadar halktan kopuk olanlara teslim etmeye kalktı.
Meclis kürsüsüne çıkıp konuşmayı hayal eden Kemal Kılıçdaroğlu, sonunda grup toplantısı yapamayıp genel merkeze geri adım atmak zorunda kaldı. Neden mi? Çünkü o kürsüye çıkmak için gereken 46 milletvekilinin imzasını bile bulamayacak kadar mecliste ve tabanda karşılıksızdı. Seçim üstüne seçim kaybedip, partisinin kurultayını bile kaybeden bu isimlerin siyaseten bitmiş birer “zombi zübük”ten farkı kalmamıştır.
Saray Ağzıyla “Dış Güçler” ve “Ayaklanma” İftirası
En acı olanı ise, halkta karşılığı kalmayan Kılıçdaroğlu’nun çareyi tıpkı sırtını dayadığı Saray rejimi gibi tehlikeli bir kutuplaştırma diline sarılmakta bulmasıdır. Kendisine tepki gösteren partililere utanmadan “FETÖ ajanları” ve “yolsuzlar” diyerek iftira atan Kılıçdaroğlu , işi “topyekün halk ayaklanması” ve “dış müdahale” çığırtkanlığına kadar vardırdı.
Bu dil size de tanıdık gelmedi mi? Bu dil, Gezi direnişini darbe olarak yaftalayan, hakkını arayan her yurttaşı “iç karışıklık peşinde” olmakla suçlayan iktidarın dilinin ta kendisidir. İktidarın yıllardır hayalini kurduğu, dışarıdan dizayn edilmiş o “kontrollü ve konforlu muhalefet” tam olarak budur. Kendi çıkarları için yandaş televizyonların (TGRT vb.) yıllarca süren amigoluğuna sırtını dayayanlar, bugün iktidarın ekmeğine yağ sürmektedir.
“Demokrasiye Karşı Yapılan Darbeyi Püskürttünüz”
Ancak kurulan bu siyasi mühendislik kumpası şimdilik direnişe çarptı. Numan Kurtulmuş’un meclise izleyici girişini yasaklayarak kalkan olması bile o büyük dalgayı durduramadı. Mansur Yavaş’ın Kılıçdaroğlu’na sağduyu çağrısı yaparak açıkça aklın tarafında bir tavır koyması ve ardından Manisa’ya Özgür Özel’in yanına gitmesi, “Mutlak Butlan” cephesinin en büyük hesaplarından birini daha paramparça etti.
Günün sonunda meclis kapısında bekleyen kalabalığa seslenen Özgür Özel’in “Demokrasiye karşı bu darbeyi püskürttünüz” sözleri, sokağın saray vesayetine verdiği en net cevaptır. Halkın oyuyla, alın teriyle büyüyen umutları; iftiracı tanıklarla, mahkeme kararlarıyla ve koltuk hırsıyla boğmaya çalışanlar bilmelidir ki: O sandık sizin mutlak düzeninizi yutacak!

